Tarih hiç çıkmayacağı düşünülen savaşlarla dolu

Tarih hiç çıkmayacağı düşünülen savaşlarla dolu

Posted by

Tarih hiç çıkmayacağı düşünülen savaşlarla dolu

Doç. Dr. İkbal DÜRRE – Moskova Devlet Üniversitesi

Tarih çıkmayacağı düşünülen savaşlarla dolu. Ki buna 1’nci ve 2’nci dünya savaşları da dâhil. Kiev’de içlerindeki bütün teknik altyapı sökülerek kapatılan elçilikler, başta AB devletleri olmak üzere birçok ülkenin vatandaşlarından Ukrayna’yı terk etmelerini istemesi ve Biden’ın -bu zamana kadar açıkladığı tarihler tutmasa da- kesin savaş çıkacak açıklamaları, her ne kadar Kremlin saldırmayacağız dese de tehlikenin ne kadar büyük olduğunu görmek için yeterliydi.
Tabii bunun yanında tarih bugünden yarına çıkacağı zannedilen ama çıkmayan savaşlara da şahit. Örneğin 1962 Küba Füze Krizi gibi.

Çatışmaların çıkıp çıkmayacağını tahmin etmek kolay ama savaşların zordur, şartlarını hazırlayanlar dâhil, çıkana kadar kimse ne olacağını bilemez. Çıkmadığı zaman da bildi sayılmazlar çünkü çoğu zaman işte biz söylemiştik çıkmadı denilen savaşlar aslında sadece “ertelenmiş savaşlardır.”
ABD, Kiev ve Ukrayna üzerinden Avrupa’yı hem ekonomik hem askeri açıdan tamamen kendine bağlama hedefi güderken bölgede ciddi bir savaş riski yaratıyor. Rusya ise sonu ağır yaptırımlara yol açacak bir kardeş savaşı istemese de eğer pasif davranırsa, tarihsel deneyimine de dayanarak, orta ve uzun vadede Anglosakson cephesi tarafından çok daha büyük baskı altında kalacağından emin olduğu için, resmî olarak böyle bir savaşa girmeyeceğini söylüyor. Aslında ‘Başlatan ben olmayacağım’ demek istiyor.

ANGLO-SAKSON EGEMENLİĞİN DEVAMI İÇİN

Yapılmak istenen belli, dünyayı “de facto” tekrar iki ayrı bloka bölerek -kaldı ki Batı bu sefer Rusya’nın, eski SSCB döneminde ki müttefiklerinin hemen hepsini yanına almış durumda- Moskova üzerinde Kuzey Kore, İran benzeri ciddi bir izolasyon politikası yürütüp yeniden kutuplaşan dünyada yüzyıllardır süren Anglosakson egemenliği devam ettirilmek isteniyor.

Anlaşılan böylesi bir gelişmenin bir Rusya-Çin yakınlaşması yaratabileceği olasılığı onları tedirgin etmiyor. Pekin-Moskova yakınlaşmasını, iki ülkenin kendi iç çelişkilerinden dolayı, kolay manipüle edilebilecek bir faktör olarak görüyorlar.

Tuhaf olan Batı’nın kışkırtıcı bir siyaset yürüttüğünü Ukrayna Lideri Zelenski’nin bile dile getirmesi. Ama maalesef kendisinin bu tür söylemleri reel politik açıdan bir anlam ifade etmiyor çünkü süreç çoktan Kiev’in inisiyatifinden çıkmış durumda.

Dolayısıyla Ukrayna Lideri bir taraftan savaş riski yok derken diğer taraftan katıldığı Münih Güvenlik Konferansı’nda Batı’yı Rusya’ya karşı sert önlemler almamakla suçlayıp dolaylı yoldan Ukrayna’yı tekrar nükleer bir güce dönüştürme ihtimalinden bahsederek aslında bir anlamda müttefiklerine de aba altından sopa gösteriyor. Belli ki, kısa bir süre önce ülkesinde görev yapan askeri danışmanlarını da çeken Batılı müttefiklerine güvenemiyor.

RUSYA’NIN ÜÇ HALİ

Gelinen şartlarda Rusya’nın bundan sonraki tavrı ile ilgili genel kanı Moskova’nın ekonomik sonuçlarını düşünerek, savaşı kazanacak da olsa, bunu göze alamayacağı. Oysa o kadar emin değilim. Ülkenin tarihi, coğrafi, siyasi ve kültürel kodlarını göz önünde bulundurulduğunda bu yaklaşımın yanıltıcı olduğu anlaşılacaktır. Basite indirerek anlatmaya çalışayım. Ruslar derki, maddenin beş Rusya’nın üç hali vardır; Savaş, devrim, ekonomik kriz ve bunlardan en iyisi son şıktır. Unutmayalım ki Putin Rusya’sı yapamaz denilen birçok şeyi yaptı.

İşin uluslararası hukuk, insan hakları vb. yönü başka. Bu konuda maalesef hiç kimse masum değil. Ukrayna’nın NATO’ya girme isteği konusunda haklı olarak “Bütün ülkelerin özgür iradelerine saygı duymak gerekir” diyen Washington da buna dâhil, çünkü madem öyleyse 60 yıldır Küba’ya uygulanan yaptırımlar nasıl açıklanabilir?

BUGÜNLERE TESADÜFEN GELİNMEDİ

Bu günlere tesadüfen gelinmedi; Brexit süreci, NATO içinde gelişen yeni güç dengeleri ki buna sadece yeni üye Doğu Avrupa ülkelerinde son yıllarda artırılan askeri güçler değil bu anlamda Yunanistan’da yaşanan gelişmeler de dâhil.

Karşılığında Rusya yaptığı hamlelerle önce Belarus’u en son da Kazakistan’ı askeri anlamda da yanına çekti. Yani adım adım gelinen bir süreç ve daha pik noktasına ulaşmış da sayılmaz. Görünen o ki Biden eğer savaş çıkarsa ben zaten söylemiştim çıkmazsa ben önledim gibi riskli bir tutum içinde. 24 Şubat Perşembe günkü Lavrov-Blinken görüşmesi önemli. Putin, Biden ile ‘büyük pazarlığa’ oturmak istiyor. Öyle ya da böyle Suriye krizinde olduğu gibi bu sefer de Batı’yı kendisiyle pazarlığa zorlayabilmiş olmanın rahatlığı zaten hissediliyor.

Ama özellikle de Londra’nın dolduruşuna gelerek, Washington “Hayır, pazarlık falan yok” derse, her ne kadar öncelikle Avrupa, sonra da Türkiye dahil diğer bölge ülkeleri kesinlikle istemese de, bu savaş çıkar. Donbass güçlerinin bağımsızlıklarının tanınması ve Rus ordusunun Doğu Ukrayna’ya girmesi Rusya’nın şakasının olmadığını gösteriyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.